Malum Beyazıt Öztürk'ün sunduğu Beyaz Show programında yayına bağlanıp 'çoçuklar ölmesin! diyen Ayşe Hanım'la ve Beyazıt'la ilgili kızılca kıyamet koparıldı. Toplum son zamanlarda olduğu gibi bilir bilmez hemen ikiye bölünüverdi. Bir taraf Beyazıt'ı ve Ayşe Hanım'ı terör yanlısıymışçasına lanetlerken diğer taraf da sahiplenme yolunu seçti. Öncelikle Ayşe Hanım ne dedi kelimesi kelimesine onu yazalım:
"İyi geceler, yalnız müsaadenizle ben çok kısa konuşmak istiyorum, Türkiye'nin doğusunda, güneydoğusunda neler olup bittiğinin farkında mısınız?(ALKIŞ) Burda doğmamış çocuklar, anneler, insanlar öldürülüyor. Sanatçı olarak, insan olarak bir şekilde sizde yaşananlara sessiz kalmamalısınız ve bir şekilde dur demelisiniz. Ayrıca bir şey daha söylemek istiyorum, Ölen çocuklara sevinen zavallı insanlar var, ben o insanlara daha doğrusu biz o insanlara hiçbir şey söyleyemiyoruz; "yazıklar olsun" demekten başka.(ALKIŞ) Bir şey daha söylemek istiyorum kusura bakmayın, ben öğretmenim, öğrencilerini terk eden öğretmenlere seslenmek istiyorum; "bir daha oralara nasıl dönecekler, o güzel, masum, tertemiz yürekli çocukların yüzlerine, gözlerinin içine nasıl bakacaklar?" Ben konuşamıyorum gerçekten, burada yaşananları, ekranlarda, medyada her şey çok farklı aktarılıyor. Yani gerçekten konuşamıyorum, sessiz kalmayın. İnsan olarak biraz daha hassasiyetle yaklaşın, görün, duyun artık, bize el verin! Yazık insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın. Söyleyeceklerim bu kadar çok teşekkür ederim. Aslında çok şey söylemek istiyorum, duygu yoğunluğundan dolayı hiç birşey söyleyemiyorum. Siz de fark ediyorsunuz sesim titriyor. Bomba seslerinden, kurşun seslerinden, insanlar susuzlukla,açlıkla mücadele ediyor. Özellikle, yani bebekler, çocuklar. Lütfen sizler duyarlı olun, sessiz kalmayın. rica ediyorum. Lütfen"(ALKIŞ)
Görüleceği üzere gerek metin tetkiki yapıldığında gerekse anlam muhasebesi yapıldığında burada ne terörden yana bir tavır alış ne de devletin yanında bir duruş söz konusu. Burada sadece hedef göstermeden çocuk ölümlerine, eğitim hakkına, duyarsızlığa apaçık vurgular söz konusu. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı da Başbakanı da çocuklar ölmesin, analar ağlamasın diyor. Ama aynı sözleri Diyarbakır ilimizden biri seslendirince toplum bunu bölücü söylem olarak algılayabiliyor.
Ardından Milli Eğitim Bakanlığı açıklama yapıyor: 'Bizde bu isimde bir öğretmen görev yapmıyor' diye. Ayşe Hanım öğretmenim dedi ya; bir kesim hemen yalancılık yaftasını yapıştırıveriyor. Kimse düşünmüyor; Ayşe Hanım belki atanamamış bir Öğretmendir. Yahut Diyarbakır'daki özel okullardan birinde öğretmenlik yapıyordur. Belki de etüd merkezlerinden birinde mesleğini icra ediyordur. Sanki öğretmenlik sadece ve sadece Milli Eğitim Bakanlığı uhdesindeymişcesine insanlar yaftalanıveriyor ve asıl söylenmek istenen yokmuşçasına mesele mecraından saptırılıyor.
Normal zamanda, normal şartlar altında vicdan sahibi herhangi bir kimse kendi ya da başka çocukların ölmesini istemez, anasının göz yaşlarına dayanamaz. Aç kalanı görmezden gelemez. Ne yazık ki normal bir zamanda ve normal şartlarda değiliz. Vicdanların sınandığı zaman ve şartlardayız. Kim vicdanlı kim vicdansız zaten böyle zamanlarda net olarak belli olur. Ve görünen o ki toplumun büyük bir kesimi malesef vicdanını yitirmiş. Adalet duygusuyla değil yönlendirmeyle hareket eder olmuş.
Kuşkusuz oradaki asker ve polislerimiz hatta doktor ve öğretmenlerimizle beraber tüm kamu görevlilerimiz oldukça zor şartlar altında görevlerini yapmaya çalışıyorlar. Eminim ki hiç biri bilerek ve isteyerek bir çocuğu, bir kadını, bir ihtiyarı hulasa bir masumu, bir sivili canından ve malından edecek vicdansızlıkta değildir. Bölge çatışma alanına dönüştürülmüş ve ne yazık ki o alanda siviller de var. Eğer bölgenin sivilleri kendilerini, çocuklarını bilerek ve isteyerek o ortama sokuyorsa yapacak bir şey kalmıyor. Onlara da çocuklar ölmesin, analar ağlamasın demek gerekiyor.
Gelelim Beyazıt'a. Yıllar yılı popüler bir show programı yapıyor. Adı üstünde etliye sütlüye karışmadan show yapıyor. Polis bir babanın çocuğu olarak vatan, millet ekseninden sapmadan işini yapmaya çalışıyor. Yıllar yılı göz önünde olduğundan onun algı ve tepki düzeyi hemen herkesçe az buçuk biliniyor. Programda doğru yaptığı şeyi malesef programdan sonra tam da yukarıdaki ifadeler sebebiyle özür dileyerek mahvetti diyebiliriz. 'Ayşe Hanım'ın konuşmasında kimseyi incitecek bir şey yoktu; o sadece vicdani bir temenniyi paylaştı' diyerek herkesin gözünde büyüyecekken korkusundan özür dilemeyi tercih ederek eminiz ki hem kendi vicdanıyla çelişti hemde kendini küçülttü. Artık bildiğimiz Beyaz diye biri kalmadı insanların nazarında.