2 Kasım 2015 Pazartesi

SEÇİMİ NASIL YORUMLAMALI?

        AKP %50'ye yakın bir oranla tek başıma iktidara geldi. 7 Haziran seçimlerine göre oylarını %8,5 artırdığı görülüyor. Bu fark, kabaca % 4,5 MHP seçmeninin, % 1,5 HDP seçmeninin ve % 2,5 kadar da bir önceki seçimde diğer diye tabir edilen küçük partilerle, geçen seçimde oy kullanmayıp bu seçimde iradesini sandığa yansıtan seçmenlerin AKP'ye oy vermeleri neticesinde oluştu. Tabiki burada bu oy kaymasından ilk anlayacağımız MHP'nin sağ parti olarak geçişkenliğe daha açık olduğu (nitekim daha önceki seçimde de tersine MHP, AKP oylarından alarak %16,29'lara gelebilmişti.) ve HDP'nin emanet diye tabir edilen oyları kaybettiği biçiminde olacaktır. Kesin olmayan sonuçlara göre MHP yaklaşık 1.830.000 oy kaybederken HDP 915.000 oy kaybetti. HDP'nin kaybettiği bu oyların yarısı muhtemelen CHP'ye dönerken diğer yarısı AKP'ye döndü.  Buna karşılık olarak AKP 4.800.000 oy artışı yaşadı. Demek ki AKP 2.500.000 kadar oyu da gerek diğer partilerden gerekse bu seçimde oy kullanmaya karar veren seçmenlerden artırdı. Tabiki bir de CHP var. CHP % 25'lik oy oranını korudu. Bir önceki seçime göre yaklaşık 600.000 seçmen artışı yaşadı. Bu artışın büyük bir kısmı emanet oy diye tabir edilen HDP seçmeninden ve diğer diye tabir ettiğimiz partiler sebebiyle yaşanmış olmalı.
       1 Kasım seçimlerinin sonuçlarını kabaca bu şekilde ortaya koyduktan sonra şimdi bu sonuçlar için ne oldu da böyle oldu sorusunu sorup cevabını araştırmalıyız. Bu sorunun cevabı çok önemli. Çünkü daha 5 ay öncesinde bambaşka bir tablo varken bugün geldiğimiz noktada neredeyse %10'luk bir seçmen sirkülasyonundan bahsediyoruz. Bu değişim, ne tür bir sosyal davranışın neticesinde oluşabilir bunu anlamamız lazım. Bunu anlayabilmek için hem sosyal oluşumlar olan partilerin ne yaptığına hem ülkenin ne durumda olduğuna bakmamız gerek. Bu doğrultuda bakacak olursak önce ülkenin durumunu özetleyeceğiz sonra tek tek partilerin neler yapıp yapmadığına bakacağız. 
        Ülkenin Durumu: Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinden başlayıp 7 Haziran seçimlerine kadar ülke mümkün olduğunca gerilmiş, kutuplaştırılmış, ekonomik yönden zaafa uğratılmış, hak ve hukuk ihlalleriyle ortamdaki güven ortamı iyiden iyiye örselenmiş bir haldeydi. 7 Haziran seçimlerine bu manzara ile girilince halk bir nevi AKP'nin kulağını çekmiş ve Cumhurbaşkanı'nın risk alarak yeniden seçim demesiyle de 1 Kasım seçimlerine gidilmişti. Bu Haziran Kasım aralığında gerginlikler daha da artırılmış, cemaatle hesaplaşmada son darbe öncesi tüm hazırlıklar tamamlanmış, terör körüklenmiş, ekonomik yapı daha bir bozulmuş ve seçmene tek parti iktidarı adeta dayatılmıştır. Gidişattan memnun olmayan seçmen de  büyük bir basiret ve feraset (!)  örneği göstererek iradesini kullanmıştır. Oysa bu 5 aylık süreçte ne ülkenin anlayışında ne ekonomik datalarında herhangi bir iyileşmeye dair bir sinyal algısı oluşmamıştı. Ama halk daha kötüsü olacak kaygısıyla kötü gidişata dur demek yerine mevcut kötüyü daha kötüye yeğledi. 
         AKP'nin Durumu:  AKP özellikle 7 Haziran seçimlerinde verilen mesajı doğru anlayıp kendi lehine olacak biçimde gerek liste değişikliklerine giderek, gerek MHP'nin bıraktığı boşlukları doldurarak, gerekse HDP'nin hitap edemediği mütedeyyin Kürt seçmene hitap ederek gerekse de tüm partilerin ortak ekonomik vurgularının eleştirisini yapmak yerine kendisinin de ekonomik vaadlerde bulunması neticesinde bu seçimlerden zaferle ayrıldı. Özellikle ekonomik vaadler noktasında seçmenin büyük çoğunluğu gözünde diğer partiler vaad eder ama AKP vaad ediyorsa yapar imajının katkısı yadsınamaz. İstikrar vurgulu mesajlar ve eski dönemlerin olumsuzluklarının hatırlatılmasıyla desteklenen bir başarı hikayesi sunulması ve Başkanlık sistemi gibi tartışmalı konulara hiç bulaşılmaması, kendi dönemlerinin yanlışları söz konusu olduğunda topu taca atmalarla ilerleyen bir strateji AKP'yi başarıya götüren etmenlerdi diyebiliriz.  
         CHP'nin Durumu: Esasen CHP demek sol demek. Her ne kadar CHP tam bir sol parti olmasa da ya da solcuları tam manasıyla temsil etmese de Türkiye'deki sol oyların en büyük talibi ve sahibi. Kabaca Türkiye'de sola oy verebilecek seçmen sayısı %35'ler seviyesinde. Bu oyların %70'ine sahip bir partiden bahsediyoruz. CHP özellikle 7 Haziran seçimlerine, şimdiye kadar yapmadığı biçimde halkın ve isteklerinin yanında yer alarak hazırlandı. AKP'yi eleştirmekten ziyade kendi projeleriyle var olma çabası güttü. Tüm çabalarına rağmen % 25'de kaldı. Esasen bu çalışmaları yapmamış olsalar ve eski söylemleriyle devam etmeye çalışsalardı bu orana da ulaşamayabilirlerdi. 7 Haziran sonrası koalisyon çalışmalarında da AKP'nin de dahil olduğu diğer partilere göre daha yapıcı davrandılar. Ancak halk yine tevessül etmedi. Görünen o ki; CHP'nin en büyük sorunu inandırıcılık sorunu. Vatandaşın hafızası geçmiş yönetimlerin icraatları noktasında hala canlı yada canlı tutuluyor. Bu da CHP'nin önündeki en büyük engel. CHP bu engeli gerek yerel yönetimlerdeki hizmetleriyle gerekse halkın içine daha fazla karışarak aşabilir. 
        MHP'nin Durumu: MHP 7 Haziran seçimlerinin HDP ile birlikte galiplerinden biriydi. Tırmanan terör ve AKP'nin dış politikaları MHP'ye oy olarak dönmüştü. Bunun yanında kötüleşen ekonomik yapı ve sunulan ekonomik vaadler de oy artışında etkiliydi. Ancak 7 Haziran seçimleri sonrası sergilediği Hayır'cı uzlaşmaz tutum vatandaş tarafından hoş karşılanmadı. Devlet Bahçeli'nin Tuğrul Türkeş ve Meral Akşener gibi isimleri tasfiye etmesi de oy kaybında etkili oldu. Öte yandan zaten bir sağ parti olan MHP diğer sağ parti AKP tarafından milliyetçi söylemleri adeta elinden alındığı için zaafa uğratıldı. Ellerinde sadece marjinal sağ oylar ve bazı AKP'den memnun olmayan sağ oylar kaldı. Bundan sonraki süreçte mevcut anlayışıyla  MHP daha da küçülecek gibi görünüyor. 
         HDP'nin Durumu: Hdp gerek Cumhurbaşkanı'na karşı duruşuyla, gerek iktidarla arası bozuk olanların kendilerine tevessülüyle, gerekse de Kürt seçmenlerin katkısıyla 7 Haziran seçimlerinin tartışmasız galibiydi. 7 Haziran öncesi yaşanan kutuplaşmadan ve devletin olaylara müdahale şeklinden rahatsız olan Kürt seçmen tarihinde ilk defa kendinden saydığı bir partiyi baraj aşırtarak meclise soktu. Görünen o ki HDP,1 Kasım seçimlerinde tekrar barajı aşarak aldığı oyların büyük bir çoğunluğunu da  koruduğunu göstermiş oldu. Oylarında görünen azalmayı biraz AKP'nin başarısına, biraz da CHP'ye dönen emanet oylarla yorumlayabiliriz. Bunun yanında PKK ile aralarına yeterince mesafe koyamamış olmak da gerek bu seçim sürecinde gerekse bundan sonrası için önemliydi ve daha da önemli olacak.  
          Sonuç olarak; çok da adil olmayan bir ortamda yaşanan seçim süreci, AKP'nin tek başına iktidar olacağı bir çoğunluğa erişmesiyle neticelendi. Zaten kimsenin de bir adalet arayışı yoktu. Vatandaş gerek sosyal yönden gerekse ekonomik yönden korkutularak bu neticeye istikrar adı altında güdüldü. Adına da Demokrasi kazandı diyoruz. Umudumuz o ki; iktidar sahipleri sözlerinde ifade ettikleri gibi; barıştan, uzlaşıdan, özgürlükten ve hukuktan yana tavır alarak tüm vatandaşlarının yanında yer almaya çalışarak toplumu daha iyi, daha müreffeh, daha adil, daha özgür, daha demokrat yarınlara taşır. Umut, kaybedilmediyse daima vardır.


Hiç yorum yok: