3 Kasım 2015 Salı

SEÇİM SONUÇLARININ VAADETTİKLERİ

         Seçim sonuçlarından, AKP'nin meclisin salt çoğunluğunu elde ederek çıktığını görüyoruz. AKP'nin 316 vekiline karşılık diğer üç partinin vekil sayısı 234'de kaldı. Salt çoğunluk TBMM için asgari 276'dır. Bu da demek oluyor ki AKP elindeki bu güçle pek çok kanunu ivedilikle çıkarabilir. Ancak anayasayı değiştirmek için ihtiyaç duyulan vekil sayısı 367. Bu rakama ulaşmadan anayasayı değiştiremez. Anayasa değişikliğiyle ilgili bir diğer yol da referandum talebi. Referanduma gidilebilmesi için de 330 vekilin reyine ihtiyaç var. Bu rakamlara göre AKP tek başına ne anayasayı değiştirebiliyor ne de değişim için referandum yoluna gidebiliyor. Ancak meclisten gerekli desteği alıp referandum yada doğrudan anayasa değişikliğine gitme imkanına sahip. Referandum neticesinde eğer 'EVET' oyları %50'nin üzerinde olursa gerekli değişiklikleri yapabiliyor. Aynı durum başkanlık sistemi için de geçerli. 367 ve üzeri vekil oyuyla başkanlık sistemine geçilebileceği gibi 330-366 oy aralığında ise referanduma gidilip vatandaşın teveccühüne müracaat edilebiliyor. Uzun zamandır AKP'nin gündem maddesini Başkanlık sistemi meşgul ediyor. Duruma göre geriye atılsa bile ilk fırsatta gündemin baş köşesine oturtulacağı belliydi. Referandum yoluyla da olsa şimdi bu fırsat ellerine geçti denilebilir. Öyle ya da böyle referandum için 14 vekilin daha desteğini alıp referandum yeter sayısı olan 330 vekili tamamlayabilirler. 
          Meclisteki bu aritmetiğe göre muhalefetin muhalefet etme imkanı oldukça sınırlanmış görünüyor. Dolayısıyla bu dönem sevabıyla günahıyla AKP dönemi olacak.
          Anayasa değişikliği ve Başkanlık sisteminin imkanlarını bu şekilde ortaya koyduktan sonra, bu sonuçların Türkiye'deki teröre yansımaları da önemli olacak. Türkiye'de uzun zamandır devam eden bir PKK terörü var. Gerek silahlı gerekse siyasi girişimlere rağmen terör bitirilemedi. Bunun yanında bölgesel sebeplerden türeyen IŞID terörü de var.  Malumdur ki terör örgütleri istismar ederek büyümeye ve büyütülmeye müsait yapılardır. PKK Kürt istismarı yaparken IŞID islam istismarı yapmakta.Gerek PKK gerekse IŞID terör örgütleri bölgedeki diğer ülkelerin istikrara kavuşmasıyla ve komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesiyle etkin olarak mücadele edilebilecek illegal oluşumlardır. Asla tek başımıza halledebileceğimiz yapılar değil bu örgütler. Zira bu örgütleri silah, mühimmat, para ve örgüt elemanı noktasında destekleyen başka dış oluşumlar söz konusu. Terörü dış bağlarından koparmak için bu örgütlerin başarısız olmalarını sağlamamız gerekiyor. İçeride de devletin kendi vatandaşlarının can ve mal güvenliğini koruması asli görevidir. PKK ile mücadele diyerek Kürt vatandaşlara devlet terörü uygulamamalı. IŞID'ın istismarcı yapısına kanarak IŞID terörüyle mücadelede zaafiyet göstermemeli. AKP başlattığı çözüm sürecini kaldırdığı raftan indirmeli. Zira çözüm süreci başlarken güçlü bir destekle gelen AKP vardı. Süreç devam ederken parti olarak yıprandılar ama tekrar güçlü bir şekilde iktidardalar. Gün, o gücü kullanarak problemi çözme günüdür. Ellerinde bu çözüm sürecini sürdürüp bir uzlaşıya varma noktasında geçmişin tecrübeleri de varken bu fırsat tepilmemeli. Zaten bu dönemde de çözülemezse bir dahaki fırsat için çok beklemek gerekebilir ve bu arada olan bu toprakların gençlerine ve vatandaşlarına olur. HDP'nin de bu noktada barıştan ve terör karşıtlığından yana açıkça tavır alması gerekiyor. HDP bu meclise bir ayakları dışarıda olan PKK'nın oylarıyla girmedi. Bizzat Kürt halkının oylarıyla ve çözüme dair bir umutla girdi. AKP ve mecliste olan HDP'nin diyalog yollarını kapatmayıp açık tutarak  önlerindeki bu fırsatı değerlendirmeleri hem Türklere hem de Kürtlere borçlarıdır. Bir taraf Başkanlık sevdasında öbür taraf da özerklik sevdasında olursa olan vatandaşa olur. Gerek başkanlık gerekse de özerklik noktasında öncelik bu ikisi ya da ikisinden biri değil sadece ve sadece çözümden, uzlaşıdan, barıştan ve birlik ve beraberlikten yana olmalı. Aksi halde Başkanlık gelse sorun bitmeyecek, özerklik olsa sorun yine bitmeyecek. İki taraf da önceliklerini barıştan, halkların kardeşliğinden, çözümden yana kullanırsa zaten ortada bir sistem sorunu da kalmayacak.
          Gelelim her partinin vaad ettiği ama AKP'nin tek başına iktidar olduğunda yapacağına inanılan ekonomik vaadlere. AKP eğer son seçimde bu vaadlerde bulunmasaydı kuşkusuz bu derece başarılı olamazdı. Başarısının tek nedeni bu değil elbette ama ekonomik yönden dar boğazın eşiğinde olan birey ve şirketler de göz ardı edilemez. Vatandaşın kriz barometresi dolar almış başını gitmiş, enflasyon azmış, faizler yükselmiş, alım gücü düşmüş. AKP de bunu görmezden gelemezdi. Görmezden gelmeye kalkıştığı bir önceki seçimde vatandaş kulağını çekmişti. O beş aylık süreçte AKP mesajı aldı ve vatandaşı daha da sıkıştırıp istikrar diyerek oyları kendine yönlendirmeyi başardı. Nitekim seçim sonuçlarıyla beraber TL % 5 değer kazandı. Borsa yükseldi. Faizlerde sürece yayılacak bir düşüş başlayacaktır. Ancak Türkiye ekonomisinin sorunu; yapısal reformlar yapılmadıkça, dolaylı vergiler yerine doğrudan vergiler gelmedikçe, üreten bir toplum oluşturulmadıkça çözülmeyecektir. İki çift lafla büyük dalgalanmalar oluyorsa karada sağlam bir yerde olmadığımızdan, oynak bir zeminde olmamızdan kaynaklanıyor. AKP'nin eline 12 yıldır verildiği gibi 4 yıllık bir imkan daha verildi. Ancak paranın dünyada bol olduğu bir dönemde yeterince hızlı ve kararlı davranılamadığı için fırsatlar kaçtı. Bu 4 yıllık dönemde köklü reformlar yapma ve ekonomiyi rayına oturtma imkanları azaldı. Yine de AKP kasasında 100 milyar doları olduğu için dünyadaki daralmaya rağmen içeride halkı oyalayacak ekonomik enstrümanlara sahip. İlk etapta tamamlanması gereken yatırımları tamamlayacak sonra vatandaşa bir şeyler verecektir. Piyasa ağzıyla işlerin açılması 2016 yılının son çeyreği itibariyle olacaktır.  
          1 Kasım seçim sonuçları(kesin olmayan) AK Parti'den 32, CHP'den 21, HDP'den 19 ve MHP'den 3 toplamdaysa 75 kadın milletvekilini Meclis'e gönderdi. Bir önceki dönem bu sayı 96 idi. AKP'de kadın vekil oranı %10, CHP'de %15.5, HDP'de %32 ve MHP'de % 7 oldu. Buradan MHP ve AKP'nin en maço partiler olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle AKP'nin kadın söylemiyle vekil realitesinin uyuşmadığını belirtmeliyiz. HDP ise gerek eş başkanlık sistemlerinin bir sonucu olarak gerekse Kürt hareketi içerisinde kadının aktifliği sebebiyle daha fazla kadın vekile yer vermiş görünüyor. Meclisteki toplam %13,5'luk kadın vekil sayısı sebebiyle halen kadının temsil ve temsilci sayılma noktasında zaafiyet içersinde olduğunu söyleyebiliriz. Düşük kadın vekil oranları sebebiyle meclisin daha sert tartışmalara gebe olup olmadığını göreceğiz.
  

Hiç yorum yok: