Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başbakanlığı döneminden beri hemen her platformda zikrettiği 'diri olalım, bir olalım, beraber olalım' sözlerinden yola çıkacak olursak, bugün bu sözlerin TC vatandaşlarının tümünü kapsamadığı artık görülüyor. Görünen o ki; bu sözler sadece kendi taraftarlarına yönelik bir çağrı. Önceleri bu sözleri sebebiyle taraftar sayısını çoğaltırken, daha sonraları sözlerinin eylemleri ile çatışması sebebiyle taraftar erozyonuna da uğramıştır. İşin ilginci kutuplaşmaya varacak neticeler doğurmuş, taraftarları ile taraftar olmayanlar arasında keskin hatlar oluşması neticesinde bu çağrısı artık tüm milleti değil yalnızca kendi gibi düşünenlere yönelik bir söylem haline dönüşmüştür. Önceleri birleştirici işlevlerin bir ifadesiyken artık ayrışımın söylemi olmuştur. Birileri bir tarafta diri, bir ve beraber olurken; başkaları da başka bir tarafta diri, bir ve birlik olmak durumunda kalmıştır.
Sn. cumhurbaşkanının söylevlerinde pek çok ayrıştırıcı (gezici, paralelci, dindar, vs. gibi) tümceye muhatap olmak, kaçınılmaz olarak karşıt grubun da kendi tümcelerini icat etmesi sonucunu doğurdu. Kuşkusuz uzunca bir dönem görmezden gelinmek, görülse de ayrımcılığa muhatap olmak Sn. Erdoğan ve taraftarlarınca maruz kalınan bir mağduriyetti ve iktidar bu mağduriyetten doğmuştu. Ne var ki; bugün bizzat o mağduriyeti yaşayanların birilerini mağdur ettiğini görüyoruz. Oysa zulmün ebedi olmadığını kendileri de görmüşlerdi. Buna rağmen kendilerinin yaptığı zulmün ebedi olacağı zehabına nereden kapıldıklarını anlamak mümkün değil.
Kutuplaşma o derecelere vardı ki terör olaylarında bile bir birliktelik sağlanamaz oldu. Teröristler bile meşrebine göre onun teröristi, şunun teröristi diye anılır oldu. PKK sebebiyle Kürtler, IŞID sebebiyle dindarlar zan altında bırakılır hale geldi. Basın ayrıştırıldı; yandaş dendi, havuz dendi, karşıt dendi, cemaatçi dendi. Hukuk kimin, kimlerin yanında durduğuna göre işlemeye başladı.
Lord Acton'un dediği gibi 'İktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlaka yozlaştırır.' Acton'a ilave olarak yozlaştırma ile beraber bizatihi kendi yozlaşmasını da gözardı etmemeliyiz. Bugün Türkiye'de olanlara baktığımızda yozlaşma ve yozlaştırma ameliyesine ilave olarak bozma ve bozuşturma ameliyesinin de hünerle gerçekleştirildiğini görmekteyiz. Geçmişin mağdurları, bugünün mağrurları haline gelmişse umalım ki bugünün mağdurlarından geleceğin mağrurları çıkmasın. Bunun yerine birbirini anlayan, diyaloğa açık, hak ve hukuka saygılı, özgürlüklere açık yeni bir toplum gelsin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder